KAYSERİ AĞZI SÖZCÜKLER




Ben  büyüklerimin Kayseri ağzıyla yaptıkları sohbetlerle büyüdüm. Eğitim hayatıyla birlikte bu ağzı unutmaya başladım. Oysa bu kelimeler benim kültürüm, benim farklılıklarım, benim şehrimin özellikleri, benim tarihim...  Bunları yeni nesil bilecek ki tarihini, geçmişini, köklerini unutmasın. Bundan dolayı aile dostumuz merhum Kazım Yedekçioğlu'nun bize hediye ettiği kitabı internet ortamına taşıyarak  daha geniş kitlelere ve özellikle gençlere ulaştırmak istedim. Sizler de bu sözlüğe katkıda bulunabilirsiniz.

                                                                                                                                                                                                                                                                                        

                                                                                                                                                                                                                                                  Vesile ERBAŞ

                                                                                                                                                                                                                                       Teknoloji ve Tasarım  Öğretmeni                                                                                                                                                                                                                                                                                                     


YAZAR HAKKINDA


Bu sözlük oluşturulurken Kayseri'nin seçkin eşraflarından olan KAZIM YEDEKÇİOĞLU'nun "KAYSERİ AĞZI II SÖZLÜKLER" kitabından faydalanılmış olup sözcük ve anlamları birebir alınmıştır. Şimdi hayatta olmayan Kazım YEDEKÇİOĞLU 1919'da Kayseri'de doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsünden mezun olduktan sonra çeşitli il ve ilçelerde görev yaptı. İstanbul Vefa Poyraz Lisesi müdürü iken emekli oldu. Daha sonra Kayseri'de çeşitli gazetelerde günlük köşe yazıları yazdı. 1955-59 yıllarında kendi adına, aylık (YENİ ERCİYES) dergisini çıkardı. Yayınlanmış kitapları;

  1-Dikenli Kestane-Hoca Hakkı

  2-Kayserili Genç Şairler Antolojisi

  3-Övünmek Gibi Olmasın Ama Kayseriliyim

  4- Okul Piyesleri

  5-İğneden İpliğe

  6-Kayseri ağzı I Deyimler

  7-Kayseri Ağzı III Atasözleri-İlenmeler-Metin örnekleri

Sözlüğün İnternet ortamında yayınlanmasına izin veren, merhumun kıymetli varislerine, teşekkür ederim.

                                                                                      
 
 

Browse the glossary using this index

Special | A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | ALL

Page:  1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  ...  48  (Next)
  ALL

A

abba

Ablanın yerel ağızdaki söylenişi.


acınmak

Üzülmek.


açma makarna

Hamuru yufka kalınlığında açarak yapılan ve küçük kareler şeklinde kesilen ev makarnası


ağırlaşmak

Karşıdakinin sözleri ve davranışlarından alınıp üzgün duruma düşmek; sanki kendi suçlanıyormuş gibi algılamaya kapılıp, kişiliğine saygısızlık duymak, suçlanmak.


ağrınmak

İncinmek ile kullanılır. "sizden ağrınmadım incinmedim" sizden hiç kötülük görmedim, dostluğumuzdan memnunum anlamındadır.


akıldane

Bilgiç danışman, çok bilmiş. 


alaca

    İlk renklenen koruk tanesi.


alağaz

Boş konuşan, geveze.


alazlamak

Üstünkörü yapmak.


alemet

Bağcıların şehire göçeceklerine işaret olması açısından, göçmeden bir gün önce akşamleyin yaktıkları geleneksel ateş.


alım satım

Alış veriş,ticaret.


alingirli

Karmakarışık, karışık , içinden çıkılır gibi değil. Açıkça söylenemeyen, bir takım nedenlerin işin içinde var olma durumunu anlatmak için kullanılır.


alıyı

Hepsi,tamamı


amooon

Korku dehşet ünlemi.(aman) ın bozularak söylenişi.


anişik

Zevksiz, kılıksız anlamında aşağımsamak için kullanılır.


antaran

Beden ölçüleri orantısız, iri cüsseli, sevimsiz.


arıstak

Tavan arası. Kış için kavun, karpuz,meyve saklamak için yapılmış tavan bölmesi.


aşhana

Mutfak.(Mükerrem Saraçoğlu'nun katkısı)


aşırma

Kuyudan su çekmekte kullanılan bakırdan ya da gövdesi sactan,tabanı tahtadan yapılma,silindir biçiminde kulplu kova.


ayakçak

Taş merdiven,taş basamak.


ayrıksı

Kimseye benzemeyen, başka türlü, farklı.


B

balaçora

Şöyle böyle yapılmış katkılı, mükemmel ve saf değil.


barak

Çok uzun tüylü bir tür kopek.


başşak

Bağ bahçe ve tarladaki ürünler toplandıktan sonra, gözden kaçan ürün ,meyve artığı.


başşakçı

Başşak toplayan kimse.


bebelenmek

Bebeleşmek.Şımarıkça davranışlarda bulunmak, bebek gibi davranmak.


belek

Bebeğin sarıldığı kundak,bez.


belemek

Bebeği kundaklamak.


belik

(Kız) örülen saç örgülerinden her biri.


bellek

Okunacak yeri belli etmek için kitapların arasına konulan göstergeç, kitap ayıracı.


beşirikli

Becerikli


bezermek

Elde kullanılan havlu veya örtünün beyazlığını kaybetmesi, renginin solması.


boddi

Köpek.


buğuz

Kin, düşmanlık.


bulup buşurmak

Bütün imkanlarını kullanarak elde etme.


bunasalık

Bunaltıcı, sıkıntı verici ortam, durum.


buncacık

Bu kadar,bu kadarcık


büngül büngül

Suyun akarken çıkarttığı sesi, ya da gözenin kaynayışını anlatmak için kullanılan belirteç.Suyun ses çıkaracak kadar şiddetli kaynaması "Su büngül büngül kaynıyo."


bunsak

Bunaltıcı,havasız yer.


burç

Doğumdan sonra lohusalarda görülen ,anneden çocuğa;çocuktan anneye gelip geçtiği söylenen karın ağrısı,sancısı.


bürgü "bürük"

Yaşmak,yapık vb kadınların kullandıkları başörtüsü.


burhani

Oyunun kurallarına göre yapılan işleve göre ve âşık oyununda oyuna ilk başlayan oyuncu.


burma

1-Eskiden varlıklı aile kadınlarının takındıkları,üstü üç-dört parmak eninde ve süslü 400-500 gr ağırlığında altın bilezik.

Tellerin üzerinde yatay olarak ve burularak ikinci kez altın tel geçirilmiş olanına "çifte Burma" denir.

2-İğdiş edilme.


buymak

Soğuktan donmak.


büzütme

Korkudan ,soğuktan bir köşeye sinme.


C

cabıl cubul

Elle ya da ayakla dövüyor gibi suya vurulduğu zaman çıkan sesi anlatır.

konuşmaya yeni başlayan çocuğu yıkanmaya çağırı olarak kullanılır.


cadal

Züğürt.


cadaloz

Haşarı,yaramaz,cüssesi gelişmemiş.


cadgüdük

(argo)Münasebetsizce,yersiz söylenen söz.


cafcaflı

Gösterişli,parlak



Ç

çağ

Eski evlerin hayatlarında(avlu) yapılan,kirli suların aktığı,biriktiği büyük çukur, günümüzde lavaboda suyun aktığı delik .



C

cağşak

Eklem yeri çok oynak, gevşek.


cahal

Cahil  (genç delikanlı).


Ç

çakıldak

Koyunun kuyruğu altında kıllara yapışmış kuru dışkı.


çalduvar

(ev) Etrafı dört yanı duvarla çevrilmiş.


çalgı

Karamuh bitkisinin ince dallarından yapılan ahır süpürgesi.


çalkama

Yayıkta ya da ona benzer bir kapta çalkalanarak yapılan ayran.


C

callahı

(çocuk)Yaramaz,haşarı.


Ç

çalma

Kaynatılıp soğumaya bırakıldığında yumurta akı katıldıktan sonar elle çarpılarak rengi,erimiş bala dönüştürülen,daha çok beyaz üzümden yapılan pekmez.


C

camız ineği

Dişi manda


camsıtmak "çamsıtmak"

Söz ve davranışı sululaşmak,ağırbaşlılığını ciddiyetini ,etkinliğini yitirmek,alaya alınma durumuna düşmek,saçma- sapan konuşmak.


Ç

çangal

(sığır)Çok zayıf, bir deri bir kemik durumda olan. İnsanlar için de aşağısamak maksadıyla kullanılır.


C

cangama

Ağız kavgası,yaygara.


canik "cenik"

(çocuk)Ufak tefek,zeki,sevimli.


carı

Acele,çabuk,tez.


carı carı

Çabuk çabuk,acele acele hızlı hızlı,tez tez.


Ç

çarike

Terlik.


çarp

(halı) Ortasından ikiye katlandığında bölümler tam üstüste gelmeyen eğri çarpık olan.


çarpana

Edepsiz ,şirret kadın.


çarşaası(çarşıağası)

Belediye zabıta memurunun halk ağzında adı,söylenişi.


çatayaz

En şiddetli soğuk.


çatma

Üç parmak kadar ende, katlayarak kadınların alınlarına bağladıkları yazma.


çavdırık

Davranışları dengeli ve ölçülü olmayan; aklına estiği gibi hareket eden.


C

cavlak

Tüysüz (baş). Saçsız.


cavlamak

Tüyleri dökülmek,tüysüzleşmek.


cavzıtmak

Söz ve davranışı sululaşmak.ağırbaşlılığını,ciddiyetini,etkinliğini yitirmek,alaya alınma durumuna düşmek,saçma-sapan konuşmak.


Ç

çebiş

Bir yaşındaki keçi.


çedene

Kendir tohumu.


C

cekceki

Çok konuşan,her söze karışan ve söz altında kalmayı fazlasıyla annaç veren.


Ç

çekinge

Çekinmeyi gerektiren durum.


çelimsiz

Ufak tefek yapılı,zayıf güçsüz kimse.


C

cellât

Çok becerikli,açık göz.


cenefis

(çocuk) Çok zayıf.


Ç

çevrik

Etrafı duvarla çevrili sınırlanmış yer.


C

cibcik

Tabanına göre ağzı daha geniş, 2 kulplu küçük hasır sepet(.Mükerrem Saraçoğlu'nun katkısı)


Ç

çığıt

Doğumdan sonra  lohusalıkta bazı kadınların yüzlerinde görülen nokta nokta lekeler,çiller.


çıkartamamak

Tanıyamamak,bilememek,hatırlayamamak."İlkin kim olduğunu çıkartamamamıştım; düşünürken düşünürken çıkarttım; sen bizim eski komşunun oğlu Ali'sin."


çıldırık

(çocuk)Yatırıldığı halde uzun süre uyumayan,uykusu gelmeyen.


çilpi

Ağaç dallarının kurumuş çok ince uçları.


C

cıncık

Cam eşya.


Ç

çinke

Bir tutam azıcık.


çıtçıtı

Küçük bakır sahan. (Selma Usta'nın katkısı)


çıtın

Dalın en uç ince kısmı.Çok ince ufak dal.


çoksunmak

Yüksünmek,çok görmek,kendine uygun ve yerinde bulmamak.


çöküştürü çöküştürü

Büyüklenme tavrı içinde konuşma yapanların sözlerini nitelemek için belirteç olarak kullanılır."Çöküştüre çöküştüre öyle laflar diyor ki!"


çömçe

Pişen yemeği kazanda karıştırmakta ve yemeğin dağıtımında kullanılan kepçe.


çörten

Dam ya da çeşmenin taş oluğu.


D

daban

Bağın tarlanın altbaşı ,alt tarafı


dabansız

Korkak


dabaz

Deride çok kaşıntı yapan ve kırmızı lekelerinde olduğu bir çeşit deri hastalığı.


dadak

Küçük çocukları oyalamak, ağlamamalarını sağlamak için verilen tatlı, şeker vs.


dadırmak

Çok sevilen bir yiyecekten az miktarda vermek.


dalap

Arzu,talep ,istek


damarsız

Aksi huylu,inatçı.


dangalak

Salak,akılsız,düşüncesiz.


dangırdamak

Kaba sözlerle lafın nereye varacağını düşünmeden konuşmak.


darısı

Dilek temenni olarak "aynı,benzeri sizinde olsun".


dazdaz

Çocukların evlerden getirdikleri yiyecekleri açık havada birlikte yemeleri


delimsek

Davranışları,tutumu,konuşmaları dengeli ve görülmeye alışık olmuşa benzemeyen ,anormal.


depik

Tekme.


dibelik

Sonuna kadar, daima, tamamıyla.


dıbıl dıbıl

Yeni yürümeye başlamış sevimli çocuk yürüyüşü


dibiyak

Az önce. (Selma Usta'nın katkısı)


dim durmak

yürümeye çalışan  cocuğun ayakta tek başına durabilmesi.  


dinelmek

Ayakta durmak anlamındadır.


dinelmek 2

ayakta durmak


dineltmek

Bir şeyi dik duracak şekilde oturtmak


dingildemek

(Çocuk)yaramazlık yapmak .Hoplayıp zıplamak sessiz sakin durmamak.


dınnımak

Küsmek,gücenmek,darılmak.


dırçan

Çok zayıf,çelimsiz.


dirmit

Siyah renkte bir üzüm çeşitidir.


dışlık

'Dirlik dışlık vermemek' deyimini kuvvetlendirmek için kullanılır.Deyimin anlamı huzursuzlu vermektir.


dolanmak, hıllanmak

Kısa ziyaret. örnek; Çarşıyı dolandım geldım .Bağın içini hıllandım kaysılar altına dökülmüş topladım.(Ragıbe özkara'nın katkılarıyla)


dölek

Uslu.


düzen

Geline alınan ,diktirilen kıyafetler.


E

ebe

Büyükanne,nine.


efilemek

Yüreği çarpmak,heyecana kapılmak.

(yaprak) Hafif hafif esinti ile sallanmak.


eğriağaç

Pişirirken yufkayı saç üzerinde döndürmek,çevirmek için kadınların kullandığı 70-80 cm boyunda,üç parmak eninde,yarım cm inceliğinde,ucu sivrice tahta aygıt.


eğsikli

Kadın, kadıncağız anlamında kullanılır.Eğsikliler misafire çok yoruldu.


eprik

Çok kullanmak sonucu çok yıpranmış,hemen yırtılacak durumda.


erinmek

Üşenmek."Erinenin oğlu aşı olmamış."


ertişmek

Bilgiçlik satmaya yeltenmek.Üstüne görev olmadığı şeylere karışarak akıl vermeye kalkmak.


F

faldır faldır

(palto,pardesü,ayakkabı)Çok bol olup yürürken,bunların genişliğinden gelen,kip olmadığını belirtmek için kullanılır. "Aldığım ayakkabı faldır faldır,ayağımdan çıkıyor."


fas fas

Çok yumuşak,kabarmış,şişmiş olma durumunu anlatır." Bacaklarım sıcaktan fas fas oldu , hamur fas fas kabardı."



fenikmek

Başı dönmek. "Başım yorgunluktan fenikti düşeceğim zannettim."


fıkramak

Hamur,yoğurt vb şeyler fazlaca ekşimek. "Hamur fıkramadan ekmeği pişirmek gerekir." 


fişeklemek

Bir kimseyi bir başkasının aleyhine, söz ve davranışlarla tahrik etmek. "Kaynanam kocamı fişeklemiş.Kocam eve gelince yüzüme bile bakmadı."


fışılamak

Aşırı derecede öfkelenmiş kimse,hayvan ya da tazyikli akan su "fış fış" ses çıkarmak."Babam senin  gezmeye çok  gitmene fişılıyor. Dikkat et."


fosur fosur

Birbiri arkasına, kaba biçimde sigara içme durumu;ya da yellenmeyi anlatmak için kullanılır."Ahmet efendi geldi.Karşımda fosur fosur sigara içti.Evi dumana boğdu."


G

garcık

Uzun bir süre sıcak suda kaldıktan sonra el ve ayaklarda meydana gelen kırışık."Offff  offff ellerim çamaşır yıkamaktan garıcıklandı."


gaysalanmak

(hamur)Açıkta uzun bir süre bekleme sonucu yüzü sertleşmek, kabuk bağlamak."Hamur gaysalanmış.Yağlama kötü olacak."


geleni

Tarla faresi gelincik.


gıdık

Gerdan


gıdıl gıdıl

Tıpış tıpış yürüyüş durumunu anlatmak için kullanılır."Torunum gıdıl gıdıl yürümeye başladı teyzesi."


gıı!

Kadınların samimi oldukları kişilere kullandıkları hitap şekli.(kız'dan bozulma olarak)


gilamada

Budanmış kuru asma dalları.


göğerti "göverti"

Yeşerti hafif yeşillenme.

Ağır bir cisimle vurulmak ya da yüksek bir yerden düşme sonucu vücutta meydana gelen çürüme,morartı.


görgüsü

Alın yazısı,çilesi,kader."Kaynanasından çok çekti.Görgüsü büyükmüş..."


güman

Kuşku,şüphe.


gümenkar

ŞÜpheci,kuşkucu.


günülemek

(çocuk) Kıskanmak,çekinmek.


H

hacana

Genelev patronu.(kadın)

Başkalarını kötü yola sevketmeye çalışan,ahlâkça düşük yaşlı kadın.


hacat

Gerekli olan araç,gereç.


hakçı

Namaz vakti geldiğini esnafa çarşıda: "Vakit namazı yaklaştı;hazır ol öğle (ikindi) namazına!"diye bağırarak duyuran kimse.


hakırdak

Eritilen kuyruğun ,iç yağının kalan posası.



hâl

Toz ve yaprak halinde yaldız.


hampelemek

Birden avuçlamak.

(çocuk) Karşısındakine  saldırıp eliyle yüzünü yolmak.


hangırdamak

Kaba biçimde ,etraftakilere aldırmadan saygısızca gülmek,gülüşmek.


hapan

Birleştirilen iki avucun dolusu miktar.


harar

Büyük kıl çuval.

 


hardalaşmak

Boğuşmak,itişip kalkışmak,çekişmek.


harhazın

Toptan alınan kışlık kuru yiyecek.


harhıt

(eşya)Kağşamak,dağılmaya yüz tutmuş,eskimiş.

(bina)Yıkılmak üzere.


haşa

Büyük çuval,atların sırtına vurulan keçe,kalın kumaş.


hatap

Deve semeri.


hatem

Yumuşak huylu,uslu,sessiz,sakin,iyi ve temiz ahlâklı kimseler için kullanılır.


havkırmak

hohlayarak elleri ısıtmak.


havut

Değirmende çekilirken ezilen bulgurdan hasıl olan ve çerez gibi yenen un.


hayat

Avlu.


haybat

Yaygara,en ufak,önemsiz şeyi abartarak çağırma.


haybatçı

(çocuk) Yaygaracı,en küçük,önemsiz şeyler için bağırıp çağıran,huysuzluk yapan.


hayırlı kuş

Baykuş.


hazın

Kış için, hazırlanan yiyecek.


hazınevi

Kiler.


hecen

Uzun ve kalın direk.


hecirget

Ocakta üzerine tencere koymaya yarıyan yassı demir çubuk.


heftik

Kararsızlık,ne yapacağını bilememe.


heftiklemek

Kararsızlık içinde ne yapacağını bilememek.


heğ

Büyük küfe.


hekir

Eritilen sade yağın ,tencere dibinde kalan tortusu.


helik

Duvar yapılırken taşların aralarındaki boşluğa ya da arka tarafa konulan ufak taş.Her ufak taşın genel adı.


helke

Kulplu büyük kova.


hereni

Tencerenin büyüğü, kazanın küçüğü.


herk

Sürüldükten sonra dinlenmeye bırakılan tarla,nadas.


heyheylenme

Aşırı derecede heveslenme,arzu gösterme.


hındırhıt

Ne iyi, ne kötü;şöyle böyle olan durumu anlatmak için kullanılır.


hışır

İri kum.


hısset

Cimri,kıskanç,hasis,karnı dar.


hödük

Görgüsüz ,kaba.


hökelek

İri yarı gösterişli (kimse).


hökürmek

Öfkeli olarak bağırıp çağırmak,bu halde ağlamak,saldırıya kalkışmak.


hont

Kalça kemiği.


horanta

Ev halkı.


horata

El şakası,latife,alay.


horhop

(kalkış,gidiş)Topluca,hep birlikte.


hörlemek

Bir kimseyi dövmek ya da bir şeyi kapışmak için,o şeyin üstüne hırsla topluca saldırmak.


hoşafçı

Çıkarı için yüzü gülen,iki yüzlü.


hoşama

Başkalarına hoş görünme,dalkavukluk yapma eylemi.


hozan

Bakımsız bırakılmış bağ.


huy hus

Ahlâk, tabiat,huy ve gelenek görenek.


huycukmak

Kuşkuyu huy haline getirmek.(hayvan)Ürkmek,bunu huy haline getirmek.

I

ibik

(kuş) Gaga.

(eşya) Kenar, etek kısmı.


ibiklemek

(kuş) Gagasıyla vurup ısırmak.


iç donu

Pantolon altında giyilen uzun don.


içesine

"İçine sinme" nin bozulmuş ve bileşik sözcük olmuş biçimi.


içirik

Giyile giyile, kullanıla kullanıla çok eskimiş giysi, minder vb. eski eşyalar.


içlik "işlik"

Gömlek ,mintan.


ıhıl ıhıl

(tombul kadın,semirmiş inek,koyun)Ağır ağır salınarak yürüyüşleri ve dolgun durumlarını anlatmak için kullanılan bir belirteç ve pekiştirme sıfatı, şişman kadın.


inenmek

Öfkesi, kızgınlığı hiddeti geçmek, pörsümek, sakinleşmek.


ıpılak

Parlak,gösterişli ve göz alıcı.


ıpılamak

(lamba,ateş,cam)Uzaktan zayıf ışık vermek.

(ateş)Yeni yanmaya başlamak.

(dalda)Tek tük meyve görünmek.


ırgalamak

Hafif hafif iki yana sallanmak. 


ırıhtım

Taş duvar yapımında duvarın ortasına dökülen harcın içine atılan, konulan ufak taş parçaları.


irişkik

Sucuk.


ısbıt

Araba tekerinin çemberinden merkezine bağlanan ağaç parmaklıklardan her biri.


ızgın

Tanelerinden bezir yağı çıkarılan bitki, keten tohumu.


izrap

Cerahat, irin.


K

kabal

Götürü pazarlık, toptan alım; yaz mevsimi tutulan bağ ,bahçe kirası.


kadanmak

Bir taraftan bir tarafa dönüp ağamayacak, kımıldamayacak, elleri kolları bacakları hareket edemez duruma gelmek.


kadınsavı

Kadınımsı, kadın gibi, kadını andırır.


kalık

Evlenememiş, evde kalmış kız.


kallanpa

İri yarı, elinden iş çıkmayan, kalp adam.


kanırmak

Kaldıraçla, ya da eğip zorlayarak bir şeyi çıkarmaya çalışmak.


kapı bastırağı

Kapıyı arkasından bastırmak için konan ağaç sürgü.


karınsız

Kıskanç, kimseyi çekemeyen.


kart

(mec.) Katı tutumlu, hoşgörüsü hiç olmayan, inat.


kazılcı

Keçi kılından ip yapan kimse.


kebrem

Yatak yerine beşiğin içine konulan yastık.


kecere

Çıkrıkta ipliği kelep yapmaya yarayan tahta aygıt.


keçibekesi

Keçilerin ayak bileğinden çıkan, çocukların oyunda "enek" olarak kullandıkları irice âşık.


keçimemesi

Sert kabuklu, sivri siyah taneli bir tür üzüm.


keli

İki tarla , bağ ve bahçe... arasındaki toprak sınır. 


kemaken

Tamamen, eksiksiz olarak.


kendirme

Yarmanın değirmende çekilmemişi.


kenna

Güya, aklı sıra, aklınca.


kepezimek

Çok yorulmak, halsiz düşmek.


kepir

Altı sert, yoğun killi toprak.


kerme

Cildin üzerinde kat kat kabuklaşmış kir. Yaranın üzerinde meydana gelen kabuk.

Sığır, davar ve binek hayvanlarının ayakları altında çiğnenmiş olan ya da hayvanların üzerinde kurumuş dışkı.


kertiç

Kertenkele.


kertilmek

Söz ve davranışlarıyla kendisini olduğundan başka türlü, bilgiç kibar göstermek, kasılmak.

(urgan) Eli sıyrılmak, yara açılmak.


keş

Yağsız peynir, salak, aptal, ayyaş.


kesme

Koyu şeker şerbeti.


kevek

Gözenekli, çok hafif, krem renginde bir "tüf" taşı.


kılınmak

(konuğu) Elden gelenden fazlasıyla ağırlamak, gönül alıcı davranmak, hizmet etmek.


kimitlek

Gırtlak, ümük.


kırmıçça

Emziksiz su testisi, su küpü.


kişiflemek

Bir kimsenin hareketini gizliden gizliye gözetlemek.


kısnık

Cimri,pinti.


kıvışlamak

Cansız gibi, uyuyor gibi, dururken yavaş yavaş kımıldamak.


kıymıkçı

Değersiz en ufak şeylerde bile çıkarını düşünen, cimri, pinti kimse.


kızıl

Tembel, kaygısız.


koçu

Gelin arabası, gelin getirmeye giden arabaların genel adı.


kopuşmak

Koşuşmak.


körcükmek

Eski neşesini, eski gösterişli yaşamını yitirmek, karamsar olmak.

Eski bol gelir ve kazancı kalmamak.


kostak

Giyimi kuşamı, tutumu yürüyüşü ve davranışı ile çalım satan kimse.


kötelemek

Öfkeyle kaldırıp fırlatmak, fırlatıp atmak.


kuduruk

Azgın, çok şımarık davranışları aşırı derecede ölçüsüz, dengesiz.


küküm

Yerinden kalkamıyacak derecede âciz ihtiyar.


kürük

Eşek yavrusu, sıpa.


küşum

Şüphe, kuşku.


L

lâllenmek

Süslenip püslenmek.


lâlli

Süslenmeye çok düşkün, çok süslü.(kadın, erkek)


langırdak

Kaba kaba, görgüsüzce ve çevreyi önemsemeden, görgü kuralı tanımadan konuşan.(kimse)


langırdamak

Kaba kaba görgüsüzce ve çevreyi önemsemeden, görgü kuralı tanımadan konuşan.(kimse)


lavgar

Boşboğaz.Vara yoka karışıp çok konuşan, geveze.


lep lep

Yumuşak şeylerin büyük parçalar halinde düşmesini, dökülmesini; sofrada etin büyük parçalar halinde koparılarak yenmesini anlatmak için kullanılan bir belirteçtir.


liksi liksi

"Liksi liksi kokmak" deyiminde geçer.Rutubetli ve küf kokusunu belirtmek için kullanılır.


loda

Gelişigüzel üst üste konularak yapılmış yığın.


M

mafraç (ş)

Bağa göçerken ya da inerken hayvana yükletilen yatak, yorgan dengi.Şehirde kalan, halı kilim gibi eşyalar üst üste konularak yapılan kayı.


mahal

Dostluğun, arkadaşlığın, tanıdıklığın bir zorunluluğu olarak meydana gelen yapılması gerekli ziyaret, ya da götürülmesi gerekli bir armağan veya hediye. 


maşalla

Bahçelerde sebze dikilen, uygun genişlikte yapılan tarh.


maşık

Yük taşınırken urgan bağlamak için, kolanın ucuna dikilmiş olan ağaç halka, çatal ağaç.


mâsimek

Önem ve değer vermek, saymak.


mâsimemek

Önemsememek, değer vermemek, saymamak.


matlak

Konuşmaları güldürücü kümse.


melefe

Yüz, geçirilmemiş, eskimiş yorgan, minder.


meyana

Yapılan helvanın yağda kavrulmuş unu.


meymenetsiz

Yakışıksız, çirkin, el eğitiminden yoksun.


mezelemek

(birinin) Konuşmasını, konuşurken ağzının durumunu alaya almak, alaylı biçimde taklit etmek.


mıcırıklanmak

Oynarken oyun bozanlık etmek.


morcukmak

(çamaşır) Aklığını, temizliğini yitirmek, kirlimsi hal almak.


mortuş

Bir şeye hemen gücenip somurtan, surat asan kimse.


muhallanmak

Gücenmek, muğber olmak.


muşabak

Uzun süre kullanmaktan dolayı yıpranmış halı, kilim vb. şeylerin durumu.


musul

Ahırda, içine hayvanların yemleri konulan, sabit tahta yemlik.


muzav

Zarar veren, görmeyi engelleyen, insan rahat ve huzurunu kaçıran kimse,şey.


N

naaccem

"Ne büyüklükte, hacmi ne kadar?" anlamında.


nallı

(kadın)mec.Huysuz, geçimsiz, edepsiz.


naşarlanmak

Sevildiğinin farkına varan küçük çocuk, haşarılığa yaramazlığa başlamak.


netameli

Aksi, ters huylu. Elinden türlü kötülük gelebilen(kimse)


nevazil

Nezle, grip.


nicesi

Çoğu, birçoğu.


nızlam

Olmayınca olmaz, mutlaka, muhakkak.


nodullamak

Hayvanın daha hızlı yürümesi, koşması için, nodullu değneği boynuna, sağrısına bastırmak.


nörüyon

Ne yapıyorsun, nasılsın?


O

oader

O kadar


Ö

öcü

(çocuk dilinde) Umacı, böcek, korkulacak şey.


ödek

Korkak, yüreksiz.


ödeştirmek

İki kişinin birbirine olan borçlarını, araya girerek alıp verecek bırakmamak.


O

odunnama

Davranışları, konuşması kaba ve kırıcı kimse.

Böyle olan kimsenin sözü, konuşması.


ofalamak "öfelemek"

Genel dildeki "ovalamak"ın yerel ağızda söylenişi.


ofartmak

Mübalağa etmek.


Ö

öğrencelik

İşi ilk kez yapma, deneme durumu.


O

oğulluk

Üvey oğul, üvey kız.


Ö

ökçesiz

Korkak, tabansız, ödlek, yüreksiz.


ökelek

Çok bilmiş, ükelâ


O

okra

Kocabaş hayvanların sırtında deri altında hasıl olan kurt.

Bazı kimselerin bacak ve kollarında oluşan ufak yumru.


okutmak

(hasta, deli) İyileşmek için Hoca'ya "ocaklı" ya götürüp efsunlattırmak.


okuyucu

Düğüne davet etmeğe gelen, davetçi.


olanca

Olan,tüm.


Ö

ölçermek

(birisi)Hoşuna giden, beğendiği bir şeyin, sevdiği bir kimseye, yada kendisine yakışacağını, uygunluğunu içinden geçirmek, münasip görmek.


O

olucu

Geleceği parlak.


Ö

ölümsek

Çok halsiz, zayıf, ölü gibi.


öneği

Aksi huylu, inat, ters, olur olmaz şeyi, kolay kolay beğenmeyen, densiz.


O

onultmak

Hastalığı, yarayı sağaltmak, iyileştirmek.


Ö

örk

Yayılmaya bırakılan hayvanın ayağına bağlanan ip.


örmeleşmek

Başına üşüşmek, yığılmak.


öşbe

Kendi aklını beğenmiş, ukala, bilmişlik taslayan.


O

ot üvezi

Bir tür ufacık sinek, tatarcık.


oturak yeri

Kıç, kaba et.


oturaklı

Aklı başında, akıllı insan.


oturgan

Yağmurdan, ya da sulandıktan sonra kuruyunca çok sertleşen fazla killi toprak.


Ö

ötürük

İshal.


övüngeç

Çok övünen.


O

oyunluluk

Düzenbazlık, sahtekarlık, hilekarlık.


Ö

özemek

Yoğurt ve benzeri şeyleri su ile karıştırarak koyuluğunu gidermek, cıvıtmak.


özürlenmek

Bir kusur yada suçun hoş görülmesini, bağışlanmasını dilemek.


P

pahıl

Cimri, hasis.


paracıl

Paraya çok düşkün, parayı çok seven.


patak

Üzeri, çalı çırpı ile örtülü çukur tuzak; üstünden yol gibi geçilen kar yığınının altı oyularak yapılan tuzak.


patatlamak

Kakalamak, pepelemek.


pehli

Duvar etinin butla, kürek kemiği arasında gövde kısmı, kaburga .



peşkir

Ucu işlemeli havlu.



peşli

Bol olması için yanlara kumaş eklenmiş giysi; Düzlüğünü yitirmiş, gönyesinden çıkmış, eğrilmiş tahta; kapı, pencere vb. şeyler.


peşli entari

Eskiden giyilen üçetek entari.


pesvente

İyileri seçilip alındıktan sonra kalan niteliksiz emtia, çıkıntı.


pıt pıt

Ufak ince bulgur.


puha

Kaçmaması için atın ayaklarına geçirilen demir halka.


pül

Yeşil soğanın sapları.


pürçüklü

Havuç.


pürsünmek

Korkudan bir köşeye, deliğe sığınmak, sinmek.


püs

Kimi ağaçların dallarından sızan yapışkan madde, zamk.


püsür püsür

İyi tutmamış yoğurt ve benzeri koyuluktaki yiyeceklerin tam kıvamında olmayışını, bozukluğunu anlatmak için kullanılır.


S

saçaklı

(kadın) mec. Dağınık, düzensiz, giyimine ve kuşamına özen göstermeyen.


saçuzatan

Pişmiş etin içindeki şerit gibi kalın sinirler.


Ş

şafaklamak

Güneş yada kuvvetli bir ışığın göze yansıması sonucu net görememek.

Sabahlamak.


S

sağba

Davarın, sığırın sağ bacak bileğinden çıkan aşık.


Ş

şahbaz

Eline çabuk, becerikli, oyalanmadan süratle iş yapan (kimse)


S

sak

Uykusu hafif, kulağı seste, uyanık, tetikte, çabuk duyan.


sakamet

Sakarlık, elinden çıkan kaza, zarar.


sanıtmak

Maksatsız olarak şuna buna salak salak bakarak boş yere zaman öldürmek.


santır

Anlayışı kıt, ebleh, salak.


sargın

(hava) Yağmur bulutlarıyla kaplı olma.

Arkadaşlığı, dostluğu yürekten olma. Kafa denkliği içinde bulunma, tutkun.


sasık

Sasımış olan,  fena kokan.


Ş

şatavlanmak

Keyiflenmek, neşelenmek, gösterişli davranışlarda bulunmaya kalkmak.


şatavlı

Gösterişli, iri taneli.


S

savan

Kalın pamuk ipliğinden 50-60 cm eninde dokunan, 4-5 parçası birbirine dikilerek masraş( yatak-yorgan dengi) yapmakta yada yere sermekte kullanılan bir tür kilim, yaygı.



savmak

Bir şeyi göndermek, defetmek uzaklaştırmak, gidermek, bertaraf etmek.


savran

Deveyi yedekliyerek götüren, deveci.


Ş

şayeste

Yaraşır, yakışır, uygun.


şebeş

Atlara vurulan hafif gem.


S

seğirmek

Koşaradım yürümek.

Göz kapakları geçici bir süre titreşmek.


sehil

Bataklık, sıtmalı, havası fena yer.


seki

Bağ evlerinin ön yada yan taraflarına, yerden bir- iki metre yüksekliğinde, yapılan oturma yeri.

Atın bileğindeki beyazlık.


sekillenmek

Hemen gidecekmiş gibi gittiği yerde iğreti oturmak.


sekitmemek

Büyük bir dikkat içinde bulunmak, fırsatı kaçırmamak, yararlanmayı bilmek.


sellale

Herkesin gözü önünde, kimseyi umursamadan ve çekinmeden.


seplendirmek

Düzgün, kullanılır biçime sokmak düzeltmek.


sepli

İstenilen, hoşa giden biçim ve nitelikte (şey).


                                                            









sicilli

Kötü huylu, hoşlanılmayan, geçimsiz, edepsiz.


sıda

İçlenme, ağlayacak hal içinde bulunma.


sıdara

Herkes tarafından sevilme durumu.


sığınamamak

Çok fazla yemek yeme sonucu şişen mide sindirime geçemeyip rahata kavuşamamak.


Ş

şikir

Çehre, yüz, surat.


şikirsiz

Yakışıksız, sevimsiz, suratsız.


S

sıkkın

(hava) Bunaltıcı.


sıkmak

Birinin gıyabında atıp tutmak ileri geri sözler söylemek.


similik

Uyuşuk, miskin.


Ş

şimşir taş

Siyah, sert, gözeneksiz, parlakça taş. Bazalt, andazit.


S

sınangılı

Sınanmış, denenmiş.


sinçi

Kılık kıyafet, giyim kuşam.


sinecen

Sinsi, yaptığı kötülüğü belli etmeyen sessiz, sakin gibi görünen (kimse).


singin

(giysi) Bedene kip diye oturmuş, giyinenin rengine uymuş, iyi dikilmiş.

(koku) Bir şeyin maddesine işleyip kalmış olma durumu.


Ş

şipirik

Gözleri sürekli çapaklı, sulu ve kızarık olan (kimse).


şırgın

Susam yağı.


S

sırım

Ağzı çok sıkı, sır saklayan; inatçı, kasları sıkı ve gelişmiş, dayanaklı kimse.


sitil

Sebze fidesi

Büyük bakraç, kadınların başlarına örttükleri bez örtü.


siyim siyim

İnce ince yağmur yağmayı; sessiz sessiz ağlamayı anlatmak için kullanılan bir belirteç.


sıyrıntı

Dizanteri, bağırsak enfeksiyonu gibi hastalıklarda dışkı ile birlikte çıkan sümük gibi madde.


sızgıt

Kemikli kavurma.


sokranmak

Homurdanmak, memnun kalmama, birisinin canını sıkma durumunda kendi kendine söylenmek.


sokum

Lokma.


soluklanmak

Dinlenmek, rahat ve geniş nefes almak.


sormuk şekeri

Akide şekeri.


soyka

Ölünün elbisesi, eski elbise.


sözcü

Dedikoducu, yoktan ortaya dedikodu çıkaran.


sözgelimi

Örneğin, mesela, sözün gelişi.


susamsı

Yağı çok az, tadı-tuzu kıt kabak, patlıcan vb. sebze yemeğin durumu.


T

tapi

Kumarda ne kar, ne zarar etmiş durumu.


tapsımış

Bozulmuş, kokmaya yüz tutmuş.


taslak

(yüz) Yuvarlak, yassı ve büyük.


tatava

(söz) Boşboğazlık olarak, hiç gerekmediği halde söyleme.


tatlanmak

(mec)Bunama belirtileri göstermek, bunamak.


tazir

Azar, azarlama.


tehlemek

Dikkatli bakarak olup biteni öğrenmeye, anlamaya çalışmak, denetlemek, gözetlemek.


teleme

(yemek) Çok az pişmiş.

(yumurta) Rafadan.


telteli

Pişmaniye.


tepsimek

Bir kavgayı, anlaşmazlığı yatıştırıp tarafların arasını bulmak.


terbiye

Dizgin.


terbiz

Ekmek veya dikmek için toprağın tavında olan nemi, rutubet durumu.


terelellim

Hafif meşrep, gayri ciddi.

Bir sözü diğerini tutmayan, sık sık düşünce değiştiren oynak, kararsız, güvenilmeyen kimse.


tevek

Kavun, karpuz, salatalık, domates, patates vb. sebzelerin bitkisi.


tıfıl

Küçük çocuk.


tilbi

Kurnaz, uyanık (kimse)


tımbırdatmak

Alaya almak.


timtik

Fiske.


tinkoz

Aşırı derecede alıngan, bir şeye hemen darılan, gücenen, her şeyde bir kusur bulan, kolay kolay beğenmiyen (kimse)


tırakka

Çalım, gösterişli davranış.


tirit

Kemiğiyle kaynatılarak soğumaya terk edilmiş et, bunun suyu.


tokana

Yemek odası yada mutfağın yemek yenen bölümü.(Mükerrem Saraçoğlu'nun katkısı)


tol

Karataştan kemerli olarak yapılmış bağ evi.


tola

Yünü, kılı yolunmuş keçi, koyun derisi.


tomaz

Tombul, şişman çocuk, enik.


tosbağa

Kaplumbağa.


tülü

Erkek yük devesi.


U

ucun ucun

Azar azar, kısım kısım, yavaş yavaş.


uğra

Açılan hamurun yapışmaması için serpilen un.



uğunuk

Solgun, uçuk renk.


uğuz

Sessiz, sakin, yumuşak huylu.


ulmak

(meyve, sebze) Çürümek.


uman

İstediği şeyin olmasını bekleyen, umut eden.


Ü

üstçelik

Dörde bölünen bir gövde davar etinin but tarafıyla birlikte olan kısımı.


ütük

Çok üşüyen.


U

uymak

Sataşmak, takılmak (birine)


Ü

üzmek

(tespih) İpliğini koparıp taneleri saçılmak.


U

uzunduruk

Uzun boylu olup sevilmeyen kimseyi tanımlamak, yada aşağısamak için kullanılır.


V

vara vara

Son olarak, eninde sonunda.


velsef

(namaz, iş) Baştansavma, üstünkörü yapılma durumunu anlatmak için kullanılır.


vıdırdanmak

Kendi kendine, neler olduğu açıkça belli olmayan sözler söylemek, söylenmek.


vığış vığış

Kalabalık halde oluşu, kaynaşmayı anlatmak için kullanılır.


vira

Sürekli olarak, daima.


vodurdanmak

Öfkelenme sonucu kendi kendine, anlaşılmayan laflar etmek, söylenmek;sokranmak homurdanmak.


Y

yadırga

Yabancı.


yağın

Sırt.


yağınlı

Geniş omuzlu, güçlü kuvvetli.


yağır

Atın omzunlarında eyer vurmasından hasıl olan yara.


yağlama

Saçta pişirip üzerine yağ sürülerek yenen pide.


yakasız gömlek

Kefen.


yalamık

Yalama sonucu dudaklarda meydana gelen şişlik.

Aşınmış olan (şey).


yalımsak

Görgüsüz, kaba, eğitimsiz (kimse)


yallı

Üstü başı, ağzı yüzü çok kirli çocuklar için kullanılır.


yalloz

(çocuk) Eğitimsiz, görgüsüz, giyimi kuşamı bozuk.


yamışmak

Yanlamasına, serbestçe, çevredekilere aldırış etmeden oturmak.


yaniç

Yengeç.


yapık

Kadınların başlarına örttükleri yazma.


yapıklı

Kılıbık.


yavşak

Bit yavrusu.


yayma

Kıldan dokuma, ağzı yanlamasına açılan bir tür çuval.


yeleğen

Saati saniye ibresi.


yelpik

Nefes darlığı, astımlı olan kimse.


yınnaşmak

Yılışıklık etmek.


Z

zabın

Zayıf, düşkün, güçsüz.


zaplı

Sözü geçen, güçlü durumda (kimse)


zartalak

Gösteriş, önemlilik taslama durumu.


zavar

Hayvanlara yem olarak verilmek için öğütülmüş tahıl.


zavrak

Hıyar, salatalık.


zavza

Çeşitli kuru tohum, kırmızıbiber, karabiber vb. şeylerin genel adı.


zelber

Binek hayvanların otlarken ayağına vurulan bukağı, ayak bağı.


zıbarmak

Bir köşeye kıvrılıp yatmak.


zibil

Gübre olarak kullanılmak maksadıyla toplanan süprüntü çöp yığını, gübre.


zibillik

Süprüntü dökülen, biriktirilen yer.


zığarmak

Yapılan anlaşmadan caymak, sözünden dönmek.


zımbır zımbır

Gücü kuvveti yerinde sağlıklı (kimse)


zırıltı

İriyarı, kaba görgüsüz.


zırıncıtmak

Yanıp yakılmak, halinden şikayetçi olmak.


zıtlan

Dişleri dışarı fırlamış, sırıtıyormuş gibi görünen kimse, böyle olan diş.


zıvga

Daha çok kopukların giydiği paçaları dar, ağız tarafı yırtmaçlı ve düğmeli bir tür şalvar.


zorsunmak

Zoruna gitmek, istemeyerek, güçlükle yapmak.



Page:  1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  ...  48  (Next)
  ALL